Benvenuti a Firenze! Rönesans’ın başkenti Floransa’ya hoş geldiniz. Arno Nehri’nin çevresine kurulmuş olan bu harika şehrin sokaklarından sanat ve tarih fışkırıyor. İtalyan Rönesansı‘nın başlangıç yeri olarak kabul edilen ve tam bir açık hava müzesi gibi olan Floransa’yı adım adım subjektif olarak gezmeye başlayalım.
Bu rehberde bahsettiğim tüm yerleri içeren Floransa Gezilecek & Yenilecek Yerler Haritası’nı, Google Maps uygulamasında açmak için aşağıdaki haritayı kullanabilirsiniz.
Floransa’ya Varış – Santa Maria Novella Tren İstasyonu
Şehri yürüyerek gezeceğiz çünkü Rönesans’ın izlerini taşıyan hayal gibi bir şehir olan Floransa için; otobüs, tramvay ya da taksi kullanmayıp, yürümek en mantıklısı. Zaten çok büyük değil, bir de yeterli vaktiniz varsa tadı en güzel bu şekilde çıkacaktır.
Roma’dan tren ile geldiğimiz için, Floransa’daki varış noktamız Santa Maria Novella Tren İstasyonu oluyor. Burası Floransa’nın merkez istasyonu. Oldukça büyük ve kalabalık.
Gezimizin ilk durağı, tren garının adını almış olduğu bazilikayla başlıyor.
Santa Maria Novella Bazilikası
Gardan çıkar çıkmaz Santa Maria Novella Bazilikası’yla karşı karşıya geliyorsunuz. Burası Floransa’nın ilk büyük bazilikası. Yapımı uzun sürdüğü ve bu süreçte hep yenilendiği için; Klasik, Gotik ve Rönesans mimarilerinin izlerini görebiliyorsunuz. Bazilikanın içinde oldukça güzel freskler ve Giotto’nun çarmıhı var. Bahçe kısmı da görülmeye değer.
Bazilikadan çıkıp acıkan karnımızın sesini dinlemeye Mercato Centrale’ye gidiyoruz.
Mercato Centrale
Mercato Centrale yani Merkez Çarşı için ‘İçerideki yemekler harika, dışı ise tam bir alışveriş cenneti’ falan yazan bir sürü yazı okuduk. Dışında alışveriş yapabileceğiniz yerler var denilen kısmı, binanın hemen önündeki sokaklarda kurulu olan tezgahlar. Gerçek şu ki; çoğu şey gibi burası da tam bir overrated. Bildiğiniz Eminönü; çakma kıyafetler, bir sürü derici, bir kaç elektronikçi vs. Hızlıca oradan uzaklaşıp kendimizi Mercato’nun içine atıyoruz. İçi, Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde örneklerini görebileceğiniz bir çarşı. Giriş katı balıkçılar, şarkütericiler ve sebzeciler gibi alışveriş yapabileceğiniz bir pazar yeri.
Üst katta ise yemek yiyebileceğiniz restoran, kafe, bar ve dondurmacılar var. Sabahki tren yolculuğunda yediğimiz küçük şeyleri saymazsak, günün ilk öğününü burada yiyoruz. Gözümüze hoş gözüken sandviç, pizza ve bruschettalardan sardırıyoruz ki; hem yiyelim hem de Floransa’nın güzel sokaklarında dolaşalım. Fakat o da ne? Bir sonraki durağımız olan San Lorenzo Bazilikası’na varamadan aldıklarımız bitiyor. 🙂
Bir yandan yürüyüp, bir yandan aldıklarımızı yerken sürpriz şeylerle karşılaşıyorduk.
San Lorenzo Bazilikası
Medici Ailesi’nin kilisesi olarak da bilinen yapı, rönesansın en radikal mimarlarından olan Brunelleschi tarafından tasarlanmıştır. Medici’lere ait pek çok eşyanın sergilendiği ve Donatello’nun heykellerinin görülebileceği kilisenin en görkemli yeri Michalengelo’nun yaptığı Medici Şapeli.
İçeride hızlı bir turdan sonra Floransa’daki ilk müzemize doğru yola koyuluyoruz.
Akademi Galerisi
Galleria dell’ Accademia, Michalengelo’nun ünlü Davut Heykeli’nin orijinalinin sergilendiği müze. Bunun yanı sıra pek çok tablo ve heykellerin de sergilendiği müze oldukça güzel fakat Uffizi Galerisi çok daha etkileyiciydi. Davut Heykeli’ne doyduktan sonra sıradaki adresimiz belli.
Floransa Katedrali
Akademi Galerisi’inden çıkıp nehre doğru inmeye başladığınızda karşınıza; kırmızı kiremitli kubbesi, renkli mermer ön cephesi ve zarif Giotto çan kulesiyle tanınan, Floransa’nın en görkemli katedrali çıkıyor.
13.yy’da inşa edilen Santa Maria Del Fiore veya bir başka deyişle Floransa Katedrali, rönesans yapılarının en güzel örneklerinden birisidir. İçi oldukça sade olan yapının kubbesindeki freskler oldukça ilgi çekici.
Hemen bitişiğindeki çan kulesine veya kubbeye çıkmak isteyenlere tavsiyem kendinizi iyi hazırlayın çünkü yaklaşık 400 basamak tırmanıyorsunuz. Benim önerim; Giotto Çan Kulesi’ne çıkın. İhtişamlı kubbeye ve güzel şehre oradan bakın. Eğer kubbeye çıkıp manzaraya bakmak isterseniz, kubbeyi göremezsiniz 🙂
Aziz Giovanni Vaftizhanesi
Katedrali uzun uzun inceledikten sonra hemen yanında bulunan sekizgen yapılı ve Katedralinkine çok benzer mermer kaplı Aziz Giovanni Vaftizhanesi(Battistero di San Giovanni)’ne geçiyoruz. Vaftizhanenin, Ghiberti tarafından yapılan kapısının (Cennetin Kapıları) üzerindeki heykeller gerçekten güzel.
Duomo Meydanı’ndaki Floransa Katedrali’ni, Çan Kulesini ve Vaftizhaneyi gördükten sonra rotamızı tatlı bir şeyler yemek için oluşturuyor ve Piazza della Repubblica’ya doğru yola koyuluyoruz.
Piazza della Repubblica
Hemen hemen her şehrin bir Cumhuriyet Meydanı var, Floransa’nın neden olmasın? Buradaki Piazza della Rupubblica da şehrin ulaşım, konaklama, alışveriş ve eğlence noktalarının kesiştiği yer konumunda.
Meydanı çevreleyen yapının altında türlü türlü dükkanlar var. Kahve sevenler için not: Bialetti mağazası burada.Tam olarak fotoğrafta da gözüken Apple Store’un yanında. Kahveye ilişkin bir çok şeyi orada bulabilirsiniz.
Meydanda kısa bir turdan sonra buraya geliş amacımız olan Caffè Gilli’ye giriyoruz.
Caffè Gilli
Gilli’nin ambiyansı çok hoş ve oldukça eski bir kafe. Dolayısıyla biraz turistik ama biz de turist olduğumuz için sorun çıkarmadık 🙂 Buranın şöyle bir olayı var; içeri girdik baktık masaların olduğu bölüm bomboş, bar kısmında herkes bar taburesine oturmuş veya bara yaslanmış ayakta yiyor, içiyor. Meğer masada oturunca kişi başı 3-5 avro gibi ekstra bir ödeme oluyormuş. Doğal olarak biz de oturmadık.
Pastane çeşitleri oldukça fazla. Biz tiramisusunu denemek istedik, pişman da olmadık. Repubblica Meydanı’ndaki Cafe Gilli’de verdiğimiz küçük bir tatlı molasından sonra, Floransa’nın güzel sokaklarında yürüyerek Signoria Meydanı’na doğru gidiyoruz.
Repubblica Meydanı’ndan Signoria’ya doğru giderken ara sokaklardan birinde, Floransa’nın en iyi sandviçleri yapılıyor.
I Fratellini
I Fratellini’de (İtalyanca ismi güzel ama aslında bildiğin kardeşler büfe demek :)) Taze paniniler ile harika malzemeler bir araya geliyor ve lezzetli sandviçler ortaya çıkıyor. 20’den fazla sandviç çeşidi var, dilediğinizi seçin yanına da 1 kadeh İtalyan Şarabı alın. İşte size şahane bir atıştırmalık. Ekmekler bitince dükkanı kapıyorlar, o yüzden acele edin 😉 .
Signoria Meydanı
Floransa’nın en kalabalık meydanı olan Signoria adeta bir açık hava müzesi gibi. Meydan tarihi yapılarla ve eserlerle çepeçevre sarılmış. Uffizi Galerisi, Palazzo Vecchio, Loggia della Signoria, Neptün Çeşmesi, yukarıdaki fotoğrafta da görülen Grandük Cosimo heykeli, ünlü Davut heykeli, Perseus heykeli, Herkül heykeli ve Sabin Kadınlarının Kaçırılışı heykeli, bu meydanı açık hava müzesine çeviren eserler.
Palazzo Vecchio
Palazzo Vecchio (Eski Saray), 1300’lü yıllarda şehrin yönetim binası olarak yapılmış, sonrasında ise Medici Ailesi’nin tarafından satın alınıp konut olarak kullanılmış. 1550’de aile nehrin diğer tarafındaki Pitti Sarayı’na taşınınca da buranın adı Eski Saray olarak kalmış ve halen belediye binası ve müze olarak kullanılmakta.
Sarayın Signoria Meydanı’na bakan tarafında; Michelangelo’nun Davut’unun kopyası (Orijinali Akademi Galerisi’nde), Bandinelli’nin Herkül’ü, Donatello’nun Yudit ve Holofernes’i gibi pek çok önemli heykel var.
Uffizi Galerisi
Uffizi Galerisi tam olarak Signoria Meydanı’nda değil, Palazzo Vecchio’nun hemen arkasında ve sadece İtalya’nın değil, Avrupa’nın da en önemli müzelerinden birisi. Floransa’da ziyaretçi sayısı en yüksek müze ve girişinde genellikle uzun kuyruklar oluyor. Michalengelo’dan Lippi’ye, Botticelli’den Da Vinci’ye kadar Rönesans döneminin en önemli sanatçılarının eserlerini bir arada görmek gerçekten etkileyici. 2.katındaki şehir manzarası da en az Rönesans eserleri kadar etkileyici.
Signoria Meydanı ve Uffizi Galerisi’nde sanata doyduktan sonra Arno Nehri’ne doğru inmeye başlıyoruz.
Şehrin diğer tarafına geçmek için eski köprüden (Ponte Vecchio) yürüyeceğiz.
Ponte Vecchio
Arno Nehri üzerindeki köprülerden en eskisi olan Ponte Vecchio, Medici’ler sarayları arasında rahatlıkla gidip gelebilsinler diye yapılmış. Günümüzde ise köprünün üzerinde boydan boya kuyumcu dükkanları var. Dar bir yol, insan kalabalığı ve bol kuyumcu dükkanı sizi bir anda Kapalıçarşı’daymışsınız gibi hissettirebilir. Fazla oyalanmadan, kendimizi kalabalığın akışına bırakarak, nehrin ve şehrin karşı yakasına geçiyoruz. Pitti Sarayı ve Boboli Bahçeleri’ni gezmeden önce İtalya’da yediğimiz en iyi pizzayı yapan yere gideceğiz.
Gusta Pizza
Gusta Pizza; küçük, salaş ve sıcak bir atmosferi olan bir pizzacı. Özellikle akşam saatlerinde önünde kuyruk olabilir fakat sizi korkutmasın hızlı sirkülasyon var. Çalışanlar son derece kibar ve hızlı. Biz günün spesiyal pizzalarından sipariş ettik. Hamuru, malzemeleri gerçekten enfesti. Tabii ki herkesin ağız lezzeti değişik ama bu pizzayı beğenmeyen de ne bileyim yani… 🙂
İtalya’da olduğumuzu buram buram hissettiren pizzalardan sonra adresimiz hemen karşısındaki Pitti Sarayı ve arkasındaki Boboli Bahçeleri oluyor.
Pitti Sarayı
Pitti Sarayı, içerisindeki gösterişli eserlerle dolu müzeleri ve başlı başına sanat eseri olan binasıyla dikkat çekiyor. 1400’lerde Pitti Ailesi için yapılan sarayı 16.yy’de Medici’ler satın almış.(Floransa=Medici) Bir dönem yönetim merkezi olarak kullanılan Pitti Sarayı daha sonraları Medici ve Pitti ailelerinin koleksiyonlarının da sergilendiği oldukça büyük bir müzeye dönüştürülmüş.
Müzeye fazlasıyla doyduğumuz için asıl ilgimizi çeken kısmı hemen arkasındaki Boboli Bahçeleri oluyor.
Boboli Bahçeleri
Rönesans dönemi bahçe düzenlemeleriyle dikkat çeken Boboli Bahçeleri’nde, Floransa manzarasının ve bahçenin tadını çıkarabilirsiniz. Bahçede görülmesi gereken yerlerin başında; amfitiyatro, selvilerin ve heykellerin bulunduğu Viottolone ve aşırı detaylı sanat eserlerinin bulunduğu Buontalenti Grotto mağarası geliyor.
Biraz rahatlamak, şehirden az da olsa uzaklaşmak, yeşilin tadını çıkarıp çimlerde uzanmak isteyenler için burası doğru adres.
Boboli’den çıkıp, Arno Nehri’ne inip, kıyıdan kıyıdan Piazzale Michelangelo’ya (Michelangelo Meydanı) doğru güzel manzaralar eşliğinde yola koyuluyoruz. Güneşi orada batıracağız.
Piazzale Michelangelo
Michelangelo Meydanı; şehre az biraz uzaktan bakan bir tepede bulunuyor. Enfes bir manzarası ve çıkılmayı hak eden uzun bir yokuşu var. Değeceğine emin olabilirsiniz.
İsterseniz büfeden bir şeyler alıp merdivenlerde yayılabilir ya da meydanda bulunan kafede oturabilirsiniz. Müzik yapan sokak sanatçılarıyla birlikte, batan güneşin yüzünüzde hissettirdiği sıcaklık ve hafif rüzgar eşliğinde içkimizi yudumlamak ve neredeyse her noktasını yürüyerek keşfettiğimiz bu güzel şehre bakmak oldukça güzeldi.
Michelangelo Meydanı’nda vakit nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Son olarak dondurma yemek ve Floransa’dan tatlı anılarla ayrılmak için merkeze doğru gidiyoruz
Perché No!
Floransa Katedrali ile Signoria Meydanı arasındaki meşhur dondurmacıyı seçiyoruz. ‘Neden olmasın?’ anlamına gelen Perche No’da; ricotta peynirli, lavantalı ve bitter çikolatalı dondurmalarımızı alıyoruz, bu güzel şehir aklımızda hep tatlı olarak kalsın diye bir yandan yiyoruz, bir yandan da dönüş için tren istasyonuna doğru gidiyoruz.
Floransa’yı hallettik. Peki ya Roma? Roma Gezi Rehberi için buraya bakabilirsiniz.